Ana Sayfa Hakkımızda Hizmetler Ödüller Ekip Yayınlar Kariyer İletişim TÜRKÇEENGLISH Devin Law & IP — İstanbul
Marka/Yayınlar

Markada Sessiz Kalma: Hükümsüzlük ve Tecavüz Davalarında Farklı Kurallar

Acquiescence in Trade Mark Law: Different Rules for Invalidity and Infringement
Yazarlar
Uğurcan TekinAlican TekinBeyza ErdemirUğurcan Tekin · Alican Tekin · Beyza Erdemir
Yayım5 Ekim 2026
Okuma süresi14 dk
← Tüm Yayınlar
KategoriMarka
Yayım5 Ekim 2026
Yazarlar
Uğurcan TekinOrtak
Alican TekinOrtak
Beyza ErdemirAvukat
Bu yazıda
Sessiz kalma yoluyla hak kaybıSMK m. 25/6Hükümsüzlük davasıTecavüz davası
ÖzetSummary

İşbu makale, marka hukukunda sessiz kalma yoluyla hak kaybının hükümsüzlük davaları ile marka hakkına tecavüz davalarında hangi yönlerden farklılaştığını ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Makalede önce hükümsüzlük davalarında beş yıllık sürenin başlangıcına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararları ve bu kararlar arasındaki farklılık, Dairenin 04.06.2026 tarihli ve E. 2026/3054, K. 2026/3267 sayılı son kararıyla birlikte aktarılmaktadır. Ardından tecavüz davalarındaki ölçütler incelenmekte ve hükümsüzlük davasında sessiz kalma nedeniyle hak kaybı kabul edilmese dahi aynı sessizliğin tecavüz davasında sonuç doğurabileceği ortaya konulmaktadır.

Kilit sonuç · Key takeaway

Hükümsüzlük davasında beş yıllık sürenin başlangıcına ilişkin Daire kararları farklı yöndedir; son karara göre süre tescilden önce işlemez, ancak tescilden önceki sessizlik tecavüz davasında dürüstlük kuralı uyarınca davacının karşısına çıkabilmektedir.

Aynı sessizlik, iki dava, iki kuralŞema 1
Hükümsüzlük davasıSMK m. 25/6 · beş yıl
Tecavüz davasıTMK m. 2 · dürüstlük kuralı
Haksız rekabetTMK m. 2
Sessiz kalma yoluyla hak kaybıbilgi · süre · iyiniyet · yatırım · markasal kullanımın ispatı

Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, yalın bir anlatımla, hakkının ihlal edildiğini bilen veya bilmesi gereken kişinin uzun süre hiçbir girişimde bulunmaması hâlinde, bu sessizliğe güvenerek yatırım yapan karşı tarafa sonradan dava açamaması anlamına gelmektedir. Kurumun arkasındaki düşünce, uzun süre ses çıkarmayan hak sahibinin karşı tarafta bir güven oluşturduğu ve bu güvenle çelişen davranışın hukuk düzenince korunmayacağıdır.

Marka uyuşmazlıklarında bu kurum iki ayrı dava türünde gündeme gelmektedir. Hükümsüzlük davasında davacı, davalı adına sicilde kayıtlı olan marka tescilinin silinmesini talep etmektedir. Tecavüz davasında ise davacı, davalının bir işareti ticaret alanında kullanmasının durdurulmasını talep etmektedir. Birinci davanın hedefi sicildeki kayıt, ikinci davanın hedefi piyasadaki kullanımdır. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı her iki davada da ileri sürülebilmekte, ancak iki davada aynı kurala bağlanmamaktadır.

Hükümsüzlük davaları bakımından kural 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun ("SMK") 25 inci maddesinin altıncı fıkrasında açıkça yazılıdır ve beş yıllık bir süre öngörmektedir. Tecavüz davaları bakımından ise SMK'da bir hüküm bulunmamakta, konu 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ("TMK") 2 nci maddesindeki dürüstlük kuralına ve Yargıtay kararlarına göre çözülmektedir. Bu farklılık, aynı sessizliğin bir davada sonuç doğurmazken diğerinde doğurabilmesine yol açmaktadır.

01
Hükümsüzlük Davasında Kural: Beş Yıllık SüreThe Rule in Invalidity Actions: The Five-Year Period

Hükümsüzlük davasında sessiz kalma yoluyla hak kaybı kanunla düzenlenmiştir. Önceki tarihli hak sahibi, sonraki tarihli markanın kullanılmasına beş yıl boyunca ses çıkarmamışsa, kendi önceki hakkına dayanarak o markanın hükümsüzlüğünü isteyememektedir.

Kanundaki düzenlemeStatutory provision

SMK'nın 25 inci maddesinin altıncı fıkrası şöyledir: "Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez."

Fıkra dört unsur içermektedir: Sonraki tarihli marka kullanılmaktadır, önceki hak sahibi bu kullanımı bilmektedir veya bilmesi gerekmektedir, sessizlik kesintisiz beş yıl sürmüştür ve sonraki marka tescili kötüniyetli değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 24.09.2025 tarihli ve E. 2025/840, K. 2025/5647 sayılı kararında "Anılan hükümde düzenlenen beş yıllık süre hak düşürücü süredir." ifadesine yer vermiştir. Sonraki tescil kötüniyetli ise süre hükümsüzlük talebine engel olmamaktadır.

Fıkrada başvuru, yayım veya tescil tarihine bağlanmış bir süre yer almamaktadır. Fıkra süreyi, önceki hak sahibinin sonraki markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği ana bağlamaktadır. Uygulamadaki tartışma da bu noktada toplanmaktadır: Sonraki marka tescilden önce de kullanılmışsa, beş yıl bu kullanımın öğrenildiği tarihten mi, yoksa en erken tescil tarihinden mi işlemeye başlayacaktır.

02
Sürenin Başlangıcı: Dairenin Farklı Yöndeki KararlarıThe Start of the Period: The Chamber’s Divergent Decisions

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu soruya 2025 ve 2026 yıllarında verdiği dört kararda iki farklı yönde cevap vermiştir. Bu kararlardan 24.09.2025 ve 04.06.2026 tarihli olanlar aynı dosyaya aittir. Kararların üçü tescilden önceki kullanımın dikkate alınması gerektiğini belirtmekte, tarih itibarıyla en son karar ise sürenin tescilden önce işlemeyeceğini kabul eden bir direnme kararını onamaktadır.

Tescil Öncesi Kullanımı Dikkate Alan KararlarDecisions Taking Pre-Registration Use into Account

Daire, 19.03.2025 tarihli ve E. 2024/3476, K. 2025/1973 sayılı kararında beş yıllık süreyi tescil tarihinden başlatan bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur. Kararda şu ifadeye yer verilmiştir: "hükümsüzlüğü istenen markanın, tescili itibari ile değil kullanılmaya başlanıldığı tarih itibariyle, hükümsüzlük nedenini bilen menfaat sahibinin 5 yıl boyunca sessiz kalması yaptırıma bağlanmıştır". Bu olayda hükümsüzlüğü istenen marka 26.01.2015 tarihinde tescil edilmiş, dava ise 24.01.2020 tarihinde, tescilden itibaren beş yılın dolmasına iki gün kala açılmıştır. Daire, davacının başvuruya 14.10.2013 tarihinde itiraz ettiğini ve markanın 2014 yılında kullanıldığını dikkate alarak sessiz kalma yoluyla hak kaybının gerçekleştiği sonucuna varmıştır. Bu karara göre davanın tescilden itibaren beş yıl içinde açılmış olması tek başına yeterli değildir.

Daire, 30.03.2026 tarihli ve E. 2025/4864, K. 2026/1820 sayılı kararında da tescilden önceki kullanım tarihlerinin dikkate alınması gerektiğini yinelemiş ve sessiz kalma nedeniyle hükümsüzlük talebinin reddine ilişkin kararı onamıştır. Bu olayda davalının aynı baskın unsuru taşıyan ve 2005 yılında tescil edilmiş bir başka markası bulunmakta, davalının ibareyi 2000 yılından beri alan adında kullandığı da anlaşılmaktadır. Daire aynı kararda, Bölge Adliye Mahkemesinin beş yıllık süreyi başvuru tarihinden hesaplayan gerekçesini "hatalı gerekçe" olarak nitelendirmiş, ancak bunu sonuca etkili görmemiştir.

Son Karar: 04.06.2026The Most Recent Decision: 4 June 2026

Dairenin son kararına konu uyuşmazlığın bir tarafında, yiyecek ve içecek hizmetlerinde kullandığı ibareyi marka olarak tescil ettirmemiş bir işletme sahibi bulunmaktadır. Davacı konumundaki bu kişi, ibarenin 1988 yılından beri kullanıldığını ve ibareyi taşıyan işletmeyi 2011 yılında devraldığını ileri sürmüştür. Diğer tarafta, aynı ibareyi 2015 ve 2018 yılı numaralı iki tescille kendi adına marka olarak tescil ettirmiş olan davalı yer almaktadır. Davalı ise ibareyi aynı sektörde 1973 yılından beri kendisinin kullandığını savunmuştur. Davacı 2020 yılında davalı markalarının hükümsüzlüğünü ve kendi kullanımının davalının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığının tespitini talep etmiştir.

Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi davayı kabul etmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi de 19.12.2024 tarihli kararıyla, gerekçeyi düzelterek aynı sonuca ulaşmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 24.09.2025 tarihli kararıyla bu kararı davalı yararına bozmuştur. Bozma kararında öğretiye atıfla şu ifadelere yer verilmiştir: "Hükümsüzlük davaları bakımından sessiz kalma yoluyla hak kaybında uygulanacak sürenin başlangıcının, tescil tarihinden başlatılması mutlak bir kural değildir. Eğer hükümsüzlüğü talep edilen marka, tescil tarihinden önce kullanılmış ise tescil tarihinden önceki kullanım tarihleri de dikkate alınmak zorundadır." Daire, davalının ibareyi 1973 yılından beri kullandığı yönündeki savunması dikkate alınarak sessiz kalma yoluyla hak kaybı koşullarının tartışılması gerektiğini belirtmiştir.

Bölge adliye mahkemesi, Yargıtayın bozma kararına uymak zorunda değildir; önceki kararında ısrar edebilir ve bu ısrara direnme denilmektedir. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi bozma kararına uymamış ve önceki kararında direnmiştir. Direnme kararının gerekçesi iki ayaklıdır. Hukuki gerekçeye göre, SMK'nın 25 inci maddesinin altıncı fıkrasındaki "sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça" ifadesi, sessiz kalınan markanın tescilli bir marka olmasını gerektirmektedir. Mahkeme bu noktada, "tescilsiz olarak kullanılan markanın hükümsüzlüğü talebiyle dava açılamayacağı, 5 yıllık dava açma hak düşürücü süresinin tescil tarihinden önceye götürülmesinin, henüz dava açma hakkı bulunmadan sürenin işletilmesi sonucunu doğuracağı" sonucuna varmış ve beş yıllık sürenin dolmadığını kabul etmiştir. Maddi gerekçeye göre ise davalının dayandığı 1973 tarihli iş yeri ruhsatı başka kişiler adına kayıtlıdır ve davalının işletmesinin o işletmenin devamı olduğu ispatlanamamıştır.

Direnme kararı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca önce kararına direnilen Dairece incelenmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 04.06.2026 tarihli kararında "Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararında bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir" gerekçesiyle direnme kararını onamıştır. Karar kesin olarak ve oybirliğiyle verilmiştir. Anılan fıkraya göre Daire, direnme kararını yerinde görürse kendi kararını düzeltmekte, yerinde görmezse dosyayı Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göndermektedir. Daire dosyayı Hukuk Genel Kuruluna göndermemiş ve bu dosya bakımından kendi bozma kararından dönmüştür. Böylece davalının markaları hükümsüz kılınmış, davacının kullanımının tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığı da tespit edilmiştir.

Sade anlatımlaIn plain terms

Hükümsüzlük davası, sicildeki bir tescilin silinmesi için açılır. Direnme kararındaki düşünce şudur: Tescil yokken silinecek bir kayıt da yoktur; açılması mümkün olmayan bir dava için süre işletilemez. Yargıtay son kararında bu direnme kararını onamıştır. Onanan direnme kararına göre beş yıl en erken tescil tarihinde işlemeye başlar.

TARİHKARARSÜRENİN BAŞLANGICI BAKIMINDAN SONUÇ
19.03.2025BozmaTescil tarihi değil, kullanımın bilindiği tarih esas alınır
24.09.2025Bozma (son karara konu dosya)Tescilden önceki kullanım tarihleri de dikkate alınır
30.03.2026OnamaTescilden önceki kullanım tarihleri de dikkate alınır
04.06.2026Direnme kararının onanmasıOnanan direnme kararına göre süre tescilden önce işlemez
DAİRENİN SÜRENİN BAŞLANGICINA İLİŞKİN KARARLARI
03
Son Kararın Anlamı ve ÖnerilerThe Significance of the Most Recent Decision and Recommendations

Tarih itibarıyla en son karar, sürenin tescilden önceki bir tarihte işlemeye başlayamayacağını kabul eden direnme kararını onamıştır. Daire bu sonuca, aynı dosyada verdiği ve tescil öncesi kullanımın dikkate alınmasını isteyen bozma kararından dönerek ulaşmıştır. Bu yönüyle karar, hükümsüzlük davalarında beş yıllık sürenin tescil tarihinden itibaren hesaplanacağı görüşünü güçlendirmektedir.

Kararın sınırları da aynı açıklıkla belirtilmelidir. İlk olarak, Dairenin kendi gerekçesi tek cümleden ibarettir ve direnme kararındaki hukuki gerekçe ile maddi gerekçeden hangisinin benimsendiği ayrıca açıklanmamıştır. Davalının tescil öncesi kullanımı ispatlanamadığından, onama sonucu maddi gerekçeyle de açıklanabilmektedir. İkinci olarak, karar Hukuk Genel Kurulu kararı değil, direnmeyi yerinde bulan Dairenin kararıdır. Üçüncü olarak, Dairenin 19.03.2025 ve 30.03.2026 tarihli kararlarından açıkça dönüldüğüne ilişkin bir ifade kararda yer almamaktadır.

Kanaatimizce son karar esas alındığında hükümsüzlük davasında beş yıllık süre tescil tarihinden önce işlemeye başlamamaktadır. Bununla birlikte Dairenin önceki kararları ortadan kalkmış değildir ve uygulamanın yeknesak hâle geldiğini söylemek için erkendir. Bu nedenle hükümsüzlük davası açmayı düşünen önceki hak sahibinin tescil tarihinden itibaren beş yılın dolmasını beklememesi, davasını karşı tarafın kullanımını öğrendiği veya başvurusuna itiraz ettiği tarihten itibaren beş yıl dolmadan açması ihtiyatlı olacaktır. Tescilini korumak isteyen sonraki marka sahibi bakımından ise tescil öncesi kullanımın kendisine ait olduğunu ve karşı tarafça bilindiğini gösteren belgelerin saklanması önem taşımaktadır. Son karara konu olayda davalının 1973 yılına dayanan kullanım iddiası, ruhsatın başka kişiler adına olması ve işletmenin devamlılığının gösterilememesi nedeniyle dikkate alınmamıştır.

Sade anlatımlaIn plain terms

Başvurunun yayımlanması veya tescil, Kanunda süreyi kendiliğinden başlatan bir tarih olarak yer almaz. Son karara göre süre tescilden önce işlemez; daha önceki kararlara göre ise tescilden önceki kullanım da hesaba katılır. Kararlar arasındaki bu fark nedeniyle güvenli yol, tescil tarihini beklemeden, kullanımın öğrenildiği tarihten itibaren beş yıl içinde hareket etmektir.

04
Tecavüz Davasında FarklılıklarDifferences in Infringement Actions

Tecavüz davasında durum farklıdır. Önceki tarihli marka sahibi, işareti yıllardır kullanan kişiye karşı kullanımın durdurulması için dava açtığında SMK'nın 25 inci maddesinin altıncı fıkrası uygulanmamaktadır; çünkü bu fıkra yalnızca hükümsüzlük talebini düzenlemektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.03.2025 tarihli ve E. 2024/3651, K. 2025/2081 sayılı kararında, SMK'da tecavüz davaları bakımından sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığı ve ilkenin temelinin TMK'nın 2 nci maddesi olduğu belirtilmiştir.

Kanundaki düzenlemeStatutory provision

TMK'nın 2 nci maddesi şöyledir: "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz."

Sürenin ÖlçüsüThe Benchmark Period

Tecavüz davalarında kanunda yazılı bir süre bulunmamaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 25.10.2022 tarihli ve E. 2021/3291, K. 2022/7375 sayılı kararında ölçüyü şu şekilde ifade etmiştir: "Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, başkası adına en az beş yıl süre ile tescilli markanın üçüncü kişiler tarafından ciddi surette 5 yıl süreyle kullanımına marka sahibince sessiz kalınmasından ve markaya yatırım yapılmasından sonra hak sahibinin marka hakkına dayanarak tecavüz davası açması TMK m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırıdır". Bu davada davalı bir marka tesciline değil, işareti 2010 yılından beri ürünlerinde kullandığına dayanmıştır. Daire savunmanın yerinde olduğuna karar vermemiş, sessiz kalma savunması hakkında olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapılmadan tecavüzün tespitine karar verilmesini bozma nedeni saymıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2025 tarihli ve E. 2024/376, K. 2025/798 sayılı kararında aktarılan Daire görüşüne göre ise "sessiz kalmanın kaç yıl sonra hak kaybına yol açacağı ile ilgili kesin bir süre vermek mümkün değildir" ve süre, somut olayın özelliklerine ve dürüstlük kuralına göre belirlenmektedir. İki karar birlikte okunduğunda, beş yılın kanuni bir süre değil, uygulamada kullanılan bir ölçüt olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle beş yılın dolmamış olması, marka sahibi bakımından tek başına güvence oluşturmamaktadır.

Koşullar ve İspatConditions and Proof

Hukuk Genel Kurulu, 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname döneminde açılmış bir davada oy çokluğuyla verdiği aynı kararda ilkenin koşullarını ortaya koymuştur. Kararda şu ifadeye yer verilmiştir: "Markanın sahibi, haklı bir sebep olmaksızın markasına tecavüzden doğan haklarını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da işaretin süregelen kullanımlarına karşı bu haklarını kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir." Karara göre hak sahibinin kullanımı bilmesi ve buna rağmen kabul edilebilir bir süre sessiz kalması, sessizliğin mücbir sebep gibi haklı bir nedene dayanmaması ve işareti kullanan kişinin iyiniyetli olması gerekmektedir. Kullanan kişi kötüniyetli ise sessiz kalma yoluyla hak kaybından söz edilememektedir. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 03.04.2024 tarihli ve E. 2022/6764, K. 2024/2755 sayılı kararında, davacıların eski çalışanı olan davalının aynı ibareyi kullanmasını ve tescil ettirmesini kötüniyetli saymış ve "kötü niyetli kullanımların ise sessiz kalma yoluyla hak kaybına sebep olmayacağı" sonucuna varmıştır.

Kararda iki husus daha vurgulanmıştır. Birincisi, "sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır"; diğer bir ifadeyle dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve bu durum dava dosyasından anlaşılabiliyorsa hâkim bunu kendiliğinden dikkate almaktadır. Bu durum, savunmaya esas olguların ve delillerin dosyaya eksiksiz sunulması gereğini ortadan kaldırmamaktadır. İkincisi, savunmanın ispatı markasal kullanımın hangi tarihte başladığının somut olarak ortaya konulmasına bağlıdır. Hukuk Genel Kurulu, vergi levhası, idari yaptırım tutanağı ve faturalardaki kullanımı markasal kullanım olarak değil, ticaret unvanı kullanımı olarak nitelendirmiş ve sessiz kalma savunmasının ispatı için yeterli görmemiştir.

Sessiz kalma yoluyla hak kaybının sonucu da sınırlıdır. Hukuk Genel Kurulunun aynı kararındaki ifadeyle, "Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır." Diğer bir ifadeyle davacının markası geçerliliğini korumakta, yalnızca sessiz kalınan kullanıma karşı ileri sürülememektedir.

KOŞULANLAMIİSPAT BAKIMINDAN DİKKAT EDİLECEK HUSUS
BilgiHak sahibi kullanımı biliyor veya bilmesi gerekiyorAynı sektör, aynı bölge, yazışma, ihtarname, başvuruya itiraz hak sahibinin bilgisini gösterir
SüreKabul edilebilir bir süre; uygulamada beş yıl ölçütüMarkasal kullanımın başlangıç tarihi belgeyle gösterilmeli
Haklı neden yokluğuSessizlik mücbir sebep gibi bir nedene dayanmıyorHaklı nedenin ispatlanması gerekir
İyiniyetKullanan kişi işareti seçerken ve kullanırken kötüniyetli değilÖnceki markanın bilinerek aynı işaretin seçilmesi aleyhe değerlendirilebilir; kötüniyet hâlinde savunma dinlenmez
Yatırım (değerlendirmede ağırlık taşıyan unsur)İşarete emek ve sermaye konulmuşTabela, ambalaj, reklam, tanıtım ve satış belgeleri
TECAVÜZ DAVASINDA SESSİZ KALMA SAVUNMASININ KOŞULLARI
Hükümsüzlükte Sonuç Doğurmayan Sessizlik Tecavüzde Sonuç DoğurabilirSilence Without Consequence in Invalidity May Have Consequences in Infringement

İki dava arasındaki asıl fark, sürenin bağlandığı olguda ortaya çıkmaktadır. Hükümsüzlük davasında süre, son kararla onanan direnme kararına göre tescilden önce işlememektedir. Tecavüz davasında ise süre sicildeki bir kayda değil, işaretin fiilen kullanılmasına ve hak sahibinin bu kullanıma katlanmasına bağlıdır. Dolayısıyla işaretin tescilsiz olarak kullanıldığı yıllar hükümsüzlük davasında hesaba katılmayabilirken, tecavüz davasında değerlendirmenin merkezinde yer almaktadır.

Bunun sonucu şudur: Sonraki marka yeni tescil edildiği için hükümsüzlük davasında sessiz kalma nedeniyle hak kaybı kabul edilmese bile, aynı taraflar arasındaki tecavüz davasında hak sahibinin tescilden önceki uzun sessizliği TMK'nın 2 nci maddesi kapsamında değerlendirilebilmektedir. Kanaatimizce son karara konu dosya da bu ayrımın izini taşımaktadır. Dairenin 24.09.2025 tarihli kararında aktarıldığı üzere ilk derece mahkemesi, tescilsiz kullanıcının kullanımının tecavüz oluşturmadığına karar verirken şu ek gerekçeye yer vermiştir: "davacının gerçek hak sahipliği kabul edilmezse dahi, bu kere uzun yıllara dayalı ciddi ve aralıksız kullanımı karşısında uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybı gündeme geleceğinden". Bölge Adliye Mahkemesi sonucu davacının önceki kullanıma dayalı hak sahipliği üzerinden kurduğundan, bu ek gerekçe üst mahkemelerce ayrıca değerlendirilmiş değildir; ancak iki davadaki değerlendirmenin birbirinden bağımsız yürüdüğünü göstermektedir.

Kanaatimizce bu ayrım uygulamada iki sonucun bir arada ortaya çıkmasına yol açabilecektir. Bir işaretin uzun yıllar tescilsiz kullanıldıktan sonra tescil edildiği ve daha eski tarihli marka sahibinin tescilden itibaren beş yıl dolmadan hükümsüzlük ve tecavüz talepleriyle dava açtığı durumda, son kararla onanan direnme kararına göre hükümsüzlük talebi süresinde sayılacak ve sonraki tescil hükümsüz kılınabilecektir. Aynı davada işareti kullanan taraf, SMK'nın 155 inci maddesi uyarınca sonraki tarihli tescilini tecavüz talebine karşı savunma gerekçesi yapamayacak, ancak tescilden önce başlayan uzun süreli kullanımına ses çıkarılmadığını TMK'nın 2 nci maddesi kapsamında ileri sürebilecektir. Bu savunmanın koşulları ispatlandığı takdirde önceki marka sahibi karşı tarafın tescilini sildirebilecek, ancak yıllarca ses çıkarmadığı kullanımın durdurulmasını elde edemeyebilecektir. Tescilin silinmesi ile kullanımın durdurulması ayrı talepler olduğundan, birinin kabulü diğerinin de kabul edileceği anlamına gelmemektedir. Bu sonucu aynı davada birlikte ortaya koyan bir Yargıtay kararına rastlanmamış olup değerlendirme, yukarıda aktarılan kararların birlikte okunmasına dayanmaktadır.

Sessiz kalma savunmasının kabulü, işareti kullanan tarafa sınırsız bir koruma sağlamamaktadır. Kanaatimizce koruma sessiz kalınan kullanımla sınırlıdır; işaretin yeni ürünlere veya önceki markaya yaklaşan yeni bir görünüme taşınması aynı korumadan yararlanmayabilecektir. Önceki marka geçerliliğini korumakta ve savunmanın kabulü kullanan tarafa yeni bir marka hakkı kazandırmamaktadır; SMK'nın 7 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca marka koruması tescil yoluyla elde edilmektedir.

Sade anlatımlaIn plain terms

Tescilin silinmesi ve kullanımın durdurulması iki ayrı taleptir. İşareti yıllardır kullanan ama tescili yeni olan taraf tescilini kaybedebilir. Buna karşılık karşı taraf yıllarca ses çıkarmamışsa ve kullanan taraf iyiniyetliyse, kullanım devam edebilir.

HÜKÜMSÜZLÜK DAVASITECAVÜZ DAVASI
TalepSicildeki tescilin silinmesiPiyasadaki kullanımın durdurulması
DayanakSMK m. 25/6TMK m. 2 ve Yargıtay kararları
SüreBeş yılKanunda süre yok; uygulamada beş yıl ölçütü
Sürenin başlangıcı04.06.2026 tarihli kararla onanan direnme kararına göre tescilden önce işlemez; 19.03.2025 ve 30.03.2026 tarihli kararlara göre tescil öncesi kullanım ve hak sahibinin bilgisi dikkate alınırMarkasal kullanımın başlangıcı ve hak sahibinin bilgisi; tescil aranmaz
Tescilsiz kullanım dönemiSon kararla onanan direnme kararına göre süreyi işletmezDeğerlendirmede hesaba katılır
Kötüniyetin etkisiSonraki tescil kötüniyetliyse süre engel olmazKullanan kötüniyetliyse savunma dinlenmez
SonuçÖnceki hak hükümsüzlük gerekçesi yapılamazSessiz kalınan kullanım durdurulamaz; marka geçerliliğini korur
İki davada sessiz kalma yoluyla hak kaybı
05
Genel Değerlendirme ve SonuçAssessment and Conclusion
““Tescilden önceki sessizlik hükümsüzlük davasında süreyi başlatmayabilmekte, ancak aynı sessizlik tecavüz davasında dürüstlük kuralı aracılığıyla davacının karşısına çıkabilmektedir; belirleyici olan, zamanın nasıl kullanıldığı ve bunun nasıl belgelendiğidir.””

Sessiz kalma yoluyla hak kaybı hükümsüzlük davasında kanunla, tecavüz davasında ise dürüstlük kuralı ve Yargıtay kararlarıyla şekillenmektedir. Hükümsüzlük davasında beş yıllık sürenin başlangıcı konusunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararları aynı yönde değildir. Daire 19.03.2025, 24.09.2025 ve 30.03.2026 tarihli kararlarında tescilden önceki kullanımın dikkate alınması gerektiğini belirtmiş, 04.06.2026 tarihli son kararında ise sürenin tescilden önce işlemeyeceğini kabul eden direnme kararını onamıştır. Bu sonucun yerleşik uygulama hâline gelip gelmeyeceği sonraki kararlarla anlaşılacaktır.

Tecavüz davasında süre kanunla belirlenmemiştir ve tescil tarihine bağlı değildir. Belirleyici olan, hak sahibinin kullanımı bilmesine rağmen uzun süre hareketsiz kalması, kullananın iyiniyeti ve işarete yapılan yatırımdır. Bu nedenle hükümsüzlük davasında sessiz kalma nedeniyle hak kaybı kabul edilmese bile, aynı sessizlik tecavüz davasında dürüstlük kuralı kapsamında değerlendirilebilmekte ve bir işareti uzun yıllardır kullanan kişi, daha eski bir marka sahibinin açtığı tecavüz davasında bu savunmaya dayanabilmektedir. Böyle bir durumda sonradan yapılan tescil hükümsüz kılınabilmekte, ancak tescilden önce başlamış olan kullanım devam edebilmektedir.

Kanaatimizce iki dava birlikte değerlendirildiğinde her iki taraf için de aynı sonuç ortaya çıkmaktadır: Belirleyici olan zamanın nasıl kullanıldığı ve bunun nasıl belgelendiğidir. Marka sahibi bakımından piyasanın düzenli izlenmesi ve benzer bir kullanım öğrenildiğinde gecikmeden hareket edilmesi önem taşımaktadır. İhtarname gönderilmesi tek başına yeterli olmayabilecektir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.03.2026 tarihli ve E. 2025/4311, K. 2026/1331 sayılı kararıyla onanan bölge adliye mahkemesi kararında, ardından dava açılmayan ihtarname dikkate alınmamış ve kullanımın izinle başladığı olayda dört buçuk yılı aşan sessizlik dürüstlük kuralı bakımından yeterli görülmüştür. İşareti tescilsiz kullanan kişi bakımından ise kullanımın başlangıcını ve sürekliliğini gösteren tarihli belgelerin saklanması ve marka tescilinin geciktirilmemesi yerinde olacaktır. Netice itibarıyla tescilden önceki sessizlik hükümsüzlük davasında süreyi başlatmayabilmekte, ancak aynı sessizlik tecavüz davasında dürüstlük kuralı aracılığıyla davacının karşısına çıkabilmektedir.

Atıf Yapılan Mevzuat ve KararlarLegislation and Decisions Cited

SMK m. 7/1 · SMK m. 25/6 · SMK m. 155 · TMK m. 2 · HMK m. 373/5 · 556 sayılı KHK · Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 25.10.2022, E. 2021/3291, K. 2022/7375 · Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 03.04.2024, E. 2022/6764, K. 2024/2755 · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi 19.12.2024 · Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 19.03.2025, E. 2024/3476, K. 2025/1973 · Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 24.03.2025, E. 2024/3651, K. 2025/2081 · Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 24.09.2025, E. 2025/840, K. 2025/5647 · Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 10.12.2025, E. 2024/376, K. 2025/798 · Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 05.03.2026, E. 2025/4311, K. 2026/1331 · Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 30.03.2026, E. 2025/4864, K. 2026/1820 · Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 04.06.2026, E. 2026/3054, K. 2026/3267

İşbu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Makalede anılan mahkeme kararları yayın tarihi itibarıyla erişilebilen karar metinlerine dayanmaktadır; karar özetlerinde yer alan tespitler ilgili mahkemelerin değerlendirmesidir. İşbu yazı avukat ile müvekkil arasında bir ilişki kurmamakta ve güncellenmesi hususunda herhangi bir taahhüt içermemektedir. 5 Ekim 2026.

Bilgi notunun tamamıMakalenin iki dilli PDF sürümünü tablolar ve karar özetleriyle birlikte indirin.
PDF indir