Ana Sayfa Hakkımızda Hizmetler Ödüller Ekip Yayınlar Kariyer İletişim TÜRKÇEENGLISH Devin Law & IP — İstanbul
← Tüm Yayınlar
KategoriTelif Hakkı
Yayın Tarihi27 Ağustos 2026
Yazarlar
Uğurcan TekinOrtak
Beyza ErdemirAvukat

Yapay Zekâ ile Üretilen İçerikte Eser Sahipliği: FSEK Çerçevesinde Değerlendirme

Üretken yapay zekâ ticari hayatın olağan bir aracı hâline gelmiştir. Reklam görselleri ve kurumsal metinler bu araçlarla üretilmektedir. Yazılım kodları ve ürün tasarımları da aynı yöntemle oluşturulmaktadır. Hukuki değerlendirme ise üretim hızının gerisinde kalmıştır. Ortaya çıkan içerik hukuken eser midir? Eser ise mali hakların aidiyeti kime aittir? Bu soruların cevabı ticari açıdan son derece belirleyicidir. Eser niteliği taşımayan içerik telif korumasından yararlanamaz. Korunmayan içerik rakipler dâhil herkes tarafından serbestçe kullanılabilir. Bir kampanyanın görselini koruyamamak somut bir ticari zafiyettir. Bir ürünün tanıtım metnini koruyamamak da aynı zafiyeti doğurur. İşbu yazı anılan Kanun çerçevesinde mevcut hukuki durumu değerlendirmektedir.

Türk hukukunda yapay zekâ çıktılarına özgü bir yasal düzenleme henüz bulunmamaktadır. Hukuki değerlendirme FSEK genel hükümleri üzerinden yapılmak zorundadır. Bu hükümler insan yaratıcılığı esas alınarak ihdas edilmiştir. İhtilafın kaynağı ve çözümün temeli tam olarak bu noktadadır.

Araç ile üretici arasındaki hukuki sınır nihai sonucu tayin eder. İnsan katkısının niteliği ve yoğunluğu her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

Eser Kavramı ve Hususiyet Şartı

Kanun eser kavramını iki temel şarta bağlar. Fikri ürün içerik sahibinin hususiyetini taşımalıdır. Ayrıca kanunda sayılan eser kategorilerinden birine dâhil olmalıdır. Asıl hukuki eşik hususiyet şartıdır. Hususiyetin tanımı ve kapsamı doktrinde yoğun biçimde tartışılmaktadır. Geniş yoruma göre yaratıcı bir faaliyet sonucu ortaya çıkan her fikri ürün yeterli kabul edilir. Dar yoruma göre ise yalnızca ciddi bir çaba sonucu ortaya çıkan ürünler korunur. Bu ürünlerin sahibi ile arasında bağ kurulabilmesi ve özgünlük taşıması şarttır. Kanaatimizce eser korumasının kolayca elde edilmesi menfaatler dengesini bozar. Sıradan ve tesadüfi biçimde ortaya çıkan her ürünün korunması gerçek yaratıcılığı teşvik etmez. Aksine bu durum yaratıcılığı hukuken engeller. Hususiyetin kabulü için fikri ürün ile yaratıcısı arasında makul bir bağ algısı oluşmalıdır. Ürün tesadüfen değil özellikli sayılabilecek bir çalışma sonucunda meydana getirilmiş olmalıdır.

Yargıtay içtihatları bu hukuki çerçeveyi somutlaştırır. Yerleşik formül oldukça nettir. Eser bir başkası tarafından meydana getirilseydi aynı şekilde ve özellikte yapılmayacak olmalıdır. Hususiyet sadece o eser sahibinin yapması hâlinde ortaya çıkacak bir özellik olarak kabul edilmelidir. Temel ölçüt herkesin aynı eseri ortaya koyamamasıdır. Bu ölçüt yerleşik içtihatta açıkça vurgulanmaktadır. Buna karşılık kalite ve mükemmellik hukuki bir kriter değildir. Fikri ürünün benzerlerinden daha nitelikli olması şart koşulmaz. Hukuken aranan unsur özgünlük derecesidir. Hususiyet değerlendirmesi her somut olayda ayrıca yapılır. Eser sahibi yönünden ise Kanun hükmü açıktır. Bir eserin sahibi onu meydana getiren kişidir. Türk hukukunda eser sahipliği gerçek kişiye bağlanmıştır. Karşılaştırmalı hukuk da aynı yöndedir. Amerika Birleşik Devletleri Telif Ofisi insan yaratıcılığı içermeyen üretimleri tescil etmemektedir. Avrupa Birliği hukukunda da eserin yazarın kendi fikri yaratımı olması şartı aranır.

Hususiyetin Uygulamada Görünümü ve Emsal Kararlar

Yargı içtihatları bu ölçütü farklı ürün türlerinde uygulamıştır. Haritalar bu konuda aydınlatıcı bir örnektir. Her nevi harita kanunda eser türleri arasında sayılmaktadır. Ancak kanunda sayılmak korunmak için yeterli bir şart değildir. Somut haritanın sahibinin hususiyetini taşıyıp taşımadığı ayrıca tespit edilmelidir. Mimari projelerde ölçüt daha da belirgindir. Aynı arsa için beş ayrı mimara proje çizdirildiğinde hepsi aynı projeyi çizecekse ortada hukuken eser yoktur. Şartları oluşmuşsa yalnızca haksız rekabet koruması gündeme gelebilir. Her mimar farklı proje çizecekse hususiyet ve eser koruması mevcuttur. Önceki projede kapı ve pencere ölçülerinde oynamalar yapmak tek başına bağımsız bir eser yaratmaz. Oda ölçülerini değiştirmek de hususiyet doğurmaz.

Sloganlar yönünden içtihat son derece sıkı şartlar arar. Günlük dilde yaygın bir deyimin slogan olarak kullanılması hususiyet teşkil etmez. Sloganın sahibi ile arasında sıkı bir illiyet bağı bulunmalıdır. Bu bağ toplum nezdinde tanınmış olmalıdır. Mevcut bilgilerin derlenmesi de tek başına yeterli görülmemektedir. Ders sunumları üzerindeki bir uyuşmazlıkta içeriğin önceden var olan bilgilerden oluştuğu tespit edilmiştir. Teknik inceleme neticesinde eser koruması yargı mercilerince reddedilmiştir. Müzik eserlerinde ise kısmi hususiyet ilkesi uygulanmaktadır. Dinleyicide oluşan genel benzerlik izlenimi telif ihlali için yeterli değildir. Hususiyet taşıyan unsurların aktarılması şarttır. Bu örneklerin ortak sonucu son derece açıktır. Hukuki koruma kanuni kategoriye girmekle değil hususiyet eşiğini aşmakla kazanılır.

Araç Olarak Yapay Zekâ ve Üretici Olarak Yapay Zekâ Ayrımı

Uygulamadaki temel ayrım yapay zekânın konumudur. Yapay zekâ hukuken bir araç olarak kullanılabilir. Fotoğrafçının makinesi veya mimarın çizim programı bu kapsama girer. Bu ihtimalde yaratıcı tercihler insana aittir. İnsan konsepti belirler ve üretilen taslaklar arasından seçim yapar. Çıktıyı düzenler, birleştirir ve son hâline getirir. Yargıtay ölçütü bu sürece uygulandığında hukuki sonuç netleşir. Aynı komutu veren herkes benzer bir çıktı elde edebiliyorsa hususiyet şartı sağlanmaz. Herkesin aynı eseri ortaya koyamaması kuralı ihlal edilmiş olur. Ürün ile kişi arasında aidiyet bağı kurulamaz. Tek komutla üretilip olduğu gibi kullanılan içeriğin eser sayılması bu nedenle çok zordur. Buna karşılık yoğun insan katkısı hukuki durumu değiştirir. Seçim, düzenleme ve birleştirme faaliyeti ürünü kişiselleştirir. Bu yoğunlukta bir katkı hususiyet eşiğini aşabilir. Ortaya çıkan eserin sahibi de bu katkıyı sağlayan gerçek kişidir.

İki yerleşik hukuki ilke bu alanda yol göstericidir. Birinci ilke derlemelere ilişkindir. Hâlihazırda var olan bilgilerin derlenmesi tek başına hususiyet doğurmaz. Ancak derleme özenli bir emeğe dayanıyorsa durum farklılaşır. Hazırlayana özgü düzenleme biçimleri içeriyorsa hususiyet eşiği aşılabilir. Yapay zekâ çıktısının işlenmesi de aynı hukuki mantığa tabidir. Hazır çıktının aynen kullanımı telif koruması almaz. Çıktının insan eliyle seçilmesi ve ayıklanması ise korunabilir bir ürün yaratabilir. Çıktının yeniden kurgulanması da hususiyet doğurur. İkinci ilke kısmi hususiyettir. Koruma yalnızca hususiyet taşıyan kısımlar için geçerlidir. Bununla birlikte kısmi hususiyet dahi fikri ürünü bütün olarak eser kılmaya yeterlidir. Karma üretimlerde bu ilke belirleyici rol oynar. İnsan katkısı taşıyan kısımlar telif korumasına tabi olur. Salt makine üretimi kısımlar koruma kapsamı dışında kalır. Akdedilen sözleşmeler ve arşiv düzeni bu ayrımı ispatlanabilir kılmalıdır.

Tartışmanın ileri aşaması tam otonom ile yarı otonom sistem ayrımıdır. Karşılaştırmalı hukuk mevzuatında bu ayrımın karşılığı mevcuttur. İngiliz Telif Hakkı Tasarımlar ve Patentler Kanunu bilgisayar üretimi eseri özel olarak tanımlar. İlgili kanun bunu insan bir eser sahibi olmaksızın bilgisayar tarafından üretilen ürün olarak kabul eder. Türk mevzuatında böyle bir hukuki tanım bulunmamaktadır. Mevcut hukuk sistemimizde hususiyet ancak gerçek kişi nezdinde doğabilir. Bu sebeple tamamen otonom üretilen içeriğin eser koruması alması mümkün görünmemektedir. Kanaatimizce bu hukuki kabul gelişen teknoloji karşısında yeniden değerlendirilmelidir. Tam otonom üretimler için istisnai bir düzenlemeyle koruma tanınması günümüz şartlarına daha uygundur. Yarı otonom üretimlerde ise insan etkisi belirgindir. İnsan etkisi hem kodun yazılmasında hem uygulanmasında yüksektir. Bu ihtimalde hususiyet yalnızca ilgili gerçek kişi üzerinde doğmalıdır. Bu ayrım araç ve üretici ayrımının kanuni düzenleme düzeyindeki teorik karşılığıdır.

Özgünlük tartışmasını somut bir örnekle açıklamak mümkündür. Bir insana aynı komutla iki kez mor renkli yavru bir fil çizdirilse iki çizim birbirinden farklı olur. Kalemi tutuş biçimi, çizgi ve boyama her seferinde değişir. Yaratıcılık unsuru tam bu noktada devreye girer. Aynı komut bir yapay zekâya iki kez verildiğinde ise sistem kural olarak algoritmasının izin verdiği çeşitlilik içinde kalır. Yapay zekânın irade beyanında bulunamadığı açıktır. Makine yalnızca yaratıcısının çizdiği sınırlar içinde çalışır. Bu hususlar dikkate alındığında klasik anlamda hususiyetin makinede doğmadığı sonucuna varılır. Bununla birlikte insan beyninin farklılık üretme sınırları da tam olarak bilinmemektedir. Bu sebeple yapay zekânın özgünlük kabiliyetini kategorik olarak reddetmek de kanaatimizce isabetli değildir. Tartışma hukuk politikası düzeyinde sürmektedir ve yasal bir düzenlemeyle çözüme kavuşturulmayı beklemektedir.

Bu ayrımın ispatı mutlak surette yazılı belgeye dayanır. Hangi komutların verildiği kayıt altına alınmalıdır. Kaç taslak üretildiği belgelenmelidir. Hangi seçimlerin yapıldığı ve çıktı üzerinde hangi değişikliklerin gerçekleştirildiği ispatlanabilir olmalıdır. Bu kayıtlar ileride doğacak hususiyet tartışmasında en temel hukuki delil olacaktır. Kayıt tutulmayan üretim süreci ispatsız kalmaya mahkûmdur.

“Yapay zekâ çıktısında hak sahipliğinin hukuki teminatı üretim sürecinin belgelenmesidir. Yazılı kayıt yoksa hukuken insan katkısı da yok hükmündedir.”

Kurumsal Şirketler Açısından Pratik Sonuçlar

Birinci sonuç iş ürünlerine ilişkindir. Çalışanların iş görürken meydana getirdikleri eserlerde mali haklar kural olarak işverence kullanılır. Kanunun on sekizinci maddesi bu karineyi düzenler. Ancak bu karine yalnızca ortada hukuken geçerli bir eser varsa işler. Çalışanın tek komutla ürettiği içerik korunamayan içeriktir. Bu içerik söz konusu yasal karineden faydalanamaz. İkinci sonuç müşteri ilişkilerine ilişkindir. Ajanslar ve yazılım geliştiriciler ürettikleri işi mali hak devriyle müşteriye aktarır. Devredilen işin yapay zekâ ile üretilmiş kısmı korunamıyorsa devir sözleşmesinin konusu da tartışmalı hâle gelir. Hizmet sözleşmelerinde yapay zekâ kullanımının açıkça beyan edilmesi bu nedenle büyük önem kazanmıştır.

Üçüncü sonuç fikri hak ihlali riskidir. Üretken yapay zekâ modelleri mevcut içeriklerle eğitilmektedir. Çıktının üçüncü kişilere ait eserlere benzemesi her zaman ihtimal dâhilindedir. Benzerlik telif ihlali iddiasına dönüştüğünde sorumluluk kural olarak içeriği kullanan tarafta kalır. Bu hukuki risk ticari sözleşmelerle yönetilmelidir. Tedarikçiden alınan içerikte üçüncü kişi haklarına ilişkin tekeffül hükümleri mutlaka aranmalıdır. Kritik reklam kampanyalarında çıktının özgünlüğü yayın öncesinde ayrıca kontrol edilmelidir.

Sözleşme Düzenlemeleri ve Kurumsal Politika Önerileri

Kurumsal yapay zekâ kullanımı yazılı bir şirket politikasına bağlanmalıdır. İlgili politika hangi araçların hangi işlerde kullanılabileceğini açıkça belirlemelidir. Gizli bilgilerin ve müvekkil verilerinin bu araçlara girilmesi hususu ayrıca düzenlenmelidir. Üretim süreçlerinin düzenli olarak kayıt altına alınması zorunlu tutulmalıdır. Müşteri sözleşmelerinde yapay zekâ katkısının kapsamı detaylıca yazılmalıdır. Hak devrinin hukuki sınırları sözleşmelerde açıkça belirtilmelidir. Telif korumasının belirsiz kaldığı içerikler için alternatif hukuki koruma yolları değerlendirilmelidir. Marka tescili ile sloganlar ve logolar koruma altına alınabilir. Tasarım tescili ürün görünümlerini hukuken koruyabilir. Haksız rekabet hükümleri de emek ürünlerinin kopyalanmasına karşı ek bir hukuki zemin sunar.

İmzadan Önce Hukuki Kontrol Listesi

  • Yapay zekâ kullanımı yazılı ve bağlayıcı bir kurum politikasına bağlanmalıdır. Gizli ticari bilgilerin ve kişisel verilerin araçlara girilmesi kesin surette sınırlandırılmalıdır.
  • Üretim süreci eksiksiz belgelenmelidir. Verilen komutlar, üretilen taslaklar, yapılan seçimler ve insan eliyle gerçekleştirilen değişiklikler yazılı kayıt altına alınmalıdır.
  • İnsan katkısı üretim sürecinin merkezinde tutulmalıdır. Tek komutla üretilen içerik doğrudan ticari kullanıma sokulmamalıdır.
  • Müşteri ve tedarikçi sözleşmelerine yapay zekâ kullanım beyanı eklenmelidir. Hak devri kapsamı netleştirilmeli ve üçüncü kişi haklarına yönelik tekeffül hükümleri konulmalıdır.
  • Telif koruması şüpheli olan ticari değerler için marka ve tasarım tescili kullanılmalıdır. Haksız rekabet hükümlerinden doğan koruma imkânları hukuken değerlendirilmelidir.

Kaynaklar

  • 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, m. 1/B, 8 ve 18; 1988 tarihli İngiliz Telif Hakkı, Tasarımlar ve Patentler Kanunu (computer-generated works)
  • Anılan Yargıtay uygulaması: 11. HD., E. 2020/8509 K. 2022/3996, T. 24.05.2022; 11. HD., E. 2021/8676 K. 2022/3718, T. 11.05.2022; 11. HD., E. 2020/5691 K. 2021/6489, T. 23.11.2021; 11. HD., E. 2021/2610 K. 2022/6700, T. 05.10.2022; 11. HD., E. 2012/11315 K. 2014/4768, T. 12.03.2014; HGK., E. 2017/7 K. 2020/185, T. 20.02.2020
  • Öğreti: Hirsch, Hukuki Bakımdan Fikri Say, C. II, İstanbul 1943; Arslanlı, Fikri Hukuk Dersleri II, İstanbul 1954; Ateş, Fikri Hukukta Eser, Ankara 2007; Yavuz/Alıca/Merdivan, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, Seçkin; Çekin, Yapay Zekâ Teknolojilerinin Hukuki İşlem Teorisine Etkileri; Davies, An Evolutionary Step in Intellectual Property Rights, Computer Law & Security Review
  • mevzuat.gov.tr: anılan kanunların güncel metinleri
  • ABD Telif Ofisi: yapay zekâ üretimlerinin tesciline ilişkin duyuru ve uygulama metinleri